Kaşağı

By admin • Oca 14th, 2008 • Category: Kitap Özetleri

AHIRIN avlusunda oynarken aÅŸağıda, gümüş söğütler altında görünmeyen derenin hüzünlü şırıltısını iÅŸitirdik. Evimiz iç çitin büyük kestane aÄŸaçları arkasında kaybolmuÅŸ gibiydi. Annem, İstanbul’a gittiÄŸi için benden bir yaÅŸ küçük olan kardeÅŸim Hasan’la artık Dadaruh’un yanından hiç ayrılmıyorduk. Bu, babamın seyisi, yaÅŸlı bir adamdı. Sabahleyin erkenden ahıra koÅŸuyorduk. En sevdiÄŸimiz ÅŸey atlardı. Dadaruh’la birlikte onları suya götürmek, çıplak sırtlarına binmek, ne doyulmaz bir zevkti. Hasan korkar, yalnız binemezdi. Dadaruh onu kendi önüne alırdı. Torbalara arpa koymak, yemliklere ot doldurmak, gübreleri kaldırmak eÄŸlenceli bir oyundan daha çok hoÅŸumuza gidiyordu. Hele tımar. Bu en zevkli ÅŸeydi. Dadaruh eline yı alıp iÅŸe baÅŸladı mı, tıkı… tık… tıkı… tık… tıpkı bir saat gibi… yerimde duramaz,

- Ben de yapacağım! diye tuttururdum.

O vakit Dadaruh, beni Tosun’un sırtına koyar, elime yı verir,

- Hadi yap! derdi.

Bu demir gereci hayvanın üstüne sürter, ama o uyumlu tıkırtıyı çıkaramazdım.

- Kuyruğunu sallıyor mu?

- Sallıyor.

- Hani bakayım?..

Eğilirdim, uzanırdım. Ama atın sağrısından kuyruğu görünmezdi.

Her sabah ahıra gelir gelmez,

- Dadaruh, tımarı ben yapacağım, derdim.

- Yapamazsın.

- Niçin?

- Daha küçüksün de ondan…

- Yapacağım.

- Büyü de öyle.

- Ne zaman?

- Boyun at kadar olduÄŸunda….

At, ahır iÅŸlerinde yalnız tımarı beceremiyordum. Boyum atın karnına bile varmıyordu. Oysa en keyifli, en eÄŸlenceli ÅŸey buydu. Sanki nın düzenli tıkırtısı Tosun’un hoÅŸuna gidiyor, kulaklarını kısıyor, kuyruÄŸunu kocaman bir püskül gibi sallıyordu. Tam tımar biteceÄŸine yakın huysuzlanır, o zaman Dadaruh, “Höyt..” diye saÄŸrısına bir tokat indirir, sonra öteki atları tımara baÅŸlardı. Ben bir gün yalnız başıma kaldım. Hasan’la Dadaruh dere kenarına inmiÅŸlerdi. İçimde bir tımar etmek hırsı uyandı. yı aradım, bulamadım. Ahırın köşesinde Dadaruh’un penceresiz küçük bir odası vardı. Buraya girdim. Rafları aradım. Eyerlerin arasına falan baktım. Yok, yok! Yatağın altında, yeÅŸil tahtadan bir sandık duruyordu. Onu açtım. Az daha sevincimden haykıracaktım. Annemin bir hafta önce İstanbul’dan gönderdiÄŸi armaÄŸanlar içinden çıkan fakfon kaÅŸağı, pırıl pırıl parlıyordu. Hemen kaptım. Tosun’un yanına koÅŸtum. Karnına sürtmek istedim. Rahat durmuyordu.

- Sanırım acıtıyor? dedim.

Gümüş gibi parlayan bu güzel nın diÅŸlerine baktım. Çok keskin, çok sivriydi. Biraz köreltmek için duvarın taÅŸlarına sürtmeye baÅŸladım. DiÅŸleri bozulunca yeniden denedim. Gene atların hiçbiri durmuyordu. Kızdım. Öfkemi sanki dan çıkarmak istedim. On adım ilerdeki çeÅŸmeye koÅŸtum. yı yalağın taşına koydum. Yerden kaldırabildiÄŸim en ağır bir taÅŸ bularak üstüne hızlı hızlı indirmeye baÅŸladım. İstanbul’dan gelen, üstelik Dadaruh’un kullanmaya kıyamadığı bu güzel yı ezdim, parçaladım. Sonra yalağın içine attım.

Babam, her sabah dışarıya giderken bir kere ahıra uÄŸrar, öteye beriye bakardı. Ben o gün gene ahırda yalnızdım. Hasan evde hizmetçimiz Pervin’le kalmıştı. Babam çeÅŸmeye bakarken, yalağın içinde kırılmış yı gördü; Dadaruh’a haykırdı:

- Gel buraya!

Soluğum kesilecekti, bilmem neden, çok korkmuştum. Dadaruh şaşırdı, kırılmış kaşağı ortaya çıkınca, babam bunu kimin yaptığını sordu. Dadaruh,

- Bilmiyorum, dedi.

Babamın gözleri bana döndü, daha bir şey sormadan,

- Hasan dedim.

- Hasan mı?

- Evet, dün Dadaruh uyurken odaya girdi. Sandıktan aldı. Sonra yalağın taşında ezdi.

- Niye Dadaruh’a haber vermedin?

- Uyuyordu.

- Çağır şunu bakayım.

Çitin kapısından geçtim. Gölgeli yoldan eve doÄŸru koÅŸtum. Hasan’ı çağırdım. Zavallının bir ÅŸeyden haberi yoktu. KoÅŸarak arkamdan geldi. Babam pek sertti. Bir bakışından ödümüz kopardı. Hasan’a dedi ki:

- Eğer yalan söylersen seni döverim!

- Söylemem.

- Pekâlâ, bu yı niye kırdın?

Hasan, Dadaruh’un elinde duran alete ÅŸaÅŸkın ÅŸaÅŸkın baktı! Sonra sarı saçlı başını sarsarak,

- Ben kırmadım, dedi.

- Yalan söyleme, diyorum.

- Ben kırmadım.

- DoÄŸru söyle, darılmayacağım. Yalan çok kötüdür, dedi. Hasan inkârda direndi. Babam öfkelendi. Üzerine yürüdü “Utanmaz yalancı” diye yüzüne bir tokat indirdi.

- Götür bunu eve; sakın bunu bir daha buraya sokma. Hep Pervin’le otursun! diye haykırdı.

Dadaruh, aÄŸlayan kardeÅŸimi kucağına aldı. Çitin kapısına doÄŸru yürüdü. Artık ahırda hep yalnız oynuyordum. Hasan evde hapsedilmiÅŸti. Annem geldikten sonra da bağışlanmadı. Fırsat düştükçe, “O yalancı” derdi babam. Hasan yediÄŸi, tokat aklına geldikçe aÄŸlamaya baÅŸlar, güç susardı. Zavallı anneciÄŸim benim iftira atabileceÄŸime hiç ihtimal vermiyordu. “Aptal Dadaruh, atlara ezdirmiÅŸ olmasın?” derdi.

Ertesi yıl annem, yazın gene İstanbul’a gitti. Biz yalnız kaldık. Hasan’a ahır hâlâ yasaktı. Geceleri yatakta atların ne yaptıklarını tayların büyüyüp büyümediÄŸini bana sorardı. Bir gün birdenbire hastalandı. Kasabaya at gönderildi. Doktor geldi. “KuÅŸpalazı” dedi. Çiftlikteki köylü kadınlar eve üşüştüler. Birtakım tekir kuÅŸlar getiriyorlar, kesip kardeÅŸimin boynuna sarıyorlardı. Babam yatağın baÅŸucundan hiç ayrılmıyordu.

Dadaruh çok durgundu. Pervin hüngür hüngür ağlıyordu.

- Niye ağlıyorsun? diye sordum.

- KardeÅŸin hasta.

- İyi olacak.

- İyi olmayacak.

- Ya ne olacak?

- Kardeşin ölecek! dedi.

- Ölecek mi?

Ben de aÄŸlamaya baÅŸladım. O hastalandığından beri Pervin’in yanında yatıyordum. O gece hiç uyuyamadım. Dalar dalmaz, Hasan’ın hayali gözümün önüne geliyor “İftiracı! İftiracı!” diye karşımda aÄŸlıyordu.

Pervin’i uyandırdım.

- Ben Hasan’ın yanına gideceÄŸim, dedim.

- Niçin?

- Babama bir şey söyleyeceğim.

- Ne söyleyeceksin?

- yı ben kırmıştım, onu söyleyeceğim.

- Hangi yı?

- Geçen yılki. Hani babamın Hasan’a darıldığı…

Sözümü tamamlayamadım. Derin hıçkırıklar içinde boÄŸuluyordum. AÄŸlaya aÄŸlaya Pervin’e anlattım. Åžimdi babama söylersem, Hasan da duyacak belki beni bağışlayacaktı.

- Yarın söylersin, dedi.

- Hayır,. şimdi gideceğim.

- Şimdi baban uyuyor, yarın sabah söylersin. Hasan da uyuyor. Onu öpersin, ağlarsın, seni bağışlar.

- Pekala!

- Haydi ÅŸimdi uyu!

Sabaha kadar gene gözlerimi kapayamadım. Hava henüz aÄŸarırken Pervin’i uyandırdım. Kalktım. Ben içimdeki zehirden vicdan azabını boÅŸaltmak için acele ediyordum. Yazık ki, zavallı suçsuz kardeÅŸim, o gece ölmüştü. Sofada çiftlik imamıyla Dadaruh’u aÄŸlarken gördük. Babamın dışarıya çıkmasını bekliyorlardı.

Yordama

Korku Oyunları

Komik Videolar

Etiketler: , , , , , , ,
EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum Yap