Perili Köşk

By admin • Oca 14th, 2008 • Category: Kitap Özetleri

Sermet Bey döndü, arkasındaki bekçiye,

- İşte bir boş daha! Dedi.

Küçük bir çam ormanının önünde beyaz, şık bir bina, mermerdenmiÅŸ gibi göz kamaÅŸtıracak derecede parlıyordu. Tarhlarını yabani otlar bürümüş. Bahçesinin demir kapısında büyük bir “Kiralıktır” levhası asılıydı. Bekçi başını salladı:

- Geç efendim, geç!… Orası size gelmez.

- Niçin canım?

- Demin gösterdiğim evi tutunuz. Küçük ama çok uğurludur. Kim oturursa erkek çocuğu dünyaya gelir.

- On iki kiÅŸi nasıl sığarız beÅŸ odaya! Buraya bakalım, buraya… Tam bize göre…
Bekçi tekrar, katî bir işaretle,

- Buraya oturamazsınız efendim… dedi.

Sermet Bey, gözünü köşkten alamıyordu. Her tarafında geniş balkonları vardı. Temellerinin üzerine yaslanmış sanılacaktı. Kuluçka yatan beyaz bir Nemse tavuğu gibi yayvandı. Yirmi senedir, çocuğa kavuşalıdan beri hep böyle bir yuva tahayyül ederlerdi. Asabî bir istical ile,

- Niye oturamayız? diye sordu.

- Efendim, bu köşkte peri vardır.

- Ne perisi?

- Bayağı peri! Gece çıkar. Evdekilere rahat vermez.

Sermet Bey, gözüyle gördüğüne, kulağıyla iÅŸittiÄŸine inananlardan deÄŸildi. Eliyle sıkı sıkıya tutup hissetmeyince bir ÅŸeyin varlığına hükmetmezdi, gözle kulak onca birer yalan kovuÄŸuydu. Yalanla hep bize bu dört kapıdan girerdi. Fakat el… fakat L’mise, hiç dolma yutmazdı. Bütün hurafeler, b’tıl itikatlar dimağımıza hücum için gözle kulaÄŸa koÅŸardı. Güldü:

- Perinin bize zararı dokunmaz! dedi:

Bekçi bir küfür işitmiş gibi Sermet beyin yüzüne baktı.

- Her giren evvel’ böyle söyler, ama bir ay oturmaz.

- Senin nene l’zım. Haydi burasını gezelim.

- Anahtarı sahibindedir.

- Sahibi kim?

- Sahibi Hacı Niyazi Efendi. İşte ÅŸu yandaki köşkte oturan…

- Haydi anahtarı alalım.

- Peki, ama…

Döndüler. Sık ağaçlar arasından yalnız üst katının çatısı görünen kırmızı aşıboyalı bir eski eve doğru yürüyorlardı.

İhtiyar bekçi yolda beyaz ün tarihini kısaca anlattı. On senedir buraya girenler bir aydan ziyade oturamamışlardı. Evvel’ peri görünüyor, sonra büyük büyük taÅŸlar atıyor, nihayet gelip camları kırıyor, içeridekilere geceleri hiç rahat vermiyordu. Kiracılardan ikisinin yüreÄŸine inmiÅŸ, üçünün evl’tlıkları çarpılmış, birisinin karısı korkudan altı aylık çocuÄŸunu düşürmüştü. Gölgelerinde koyunlar otlayan çiçekli badem aÄŸaçlarının altından geçtiler. Kırmızı ün kapısını açtılar.

Hacı Niyazi Efendi eski bir evkaf memuruydu. Hürriyet’te tazminat olarak daireden çekilmiÅŸ, ev alıp satmakla geçinmeÄŸe baÅŸlamıştı. Fakat çok doÄŸru bir adamdı. Senede belki yüz ev sattığı halde kendi perili ünü hariçten gelip Hanya’dan Konya’dan haberi olmayan enayi bir müşteriyi sokmuyor: “Allah’tan korkarım neme l’zım!” diyordu. ünün perili olduÄŸunu hiç saklamazdı. Kapıyı kendi açtı. Sermet Bey evi gezmek istediÄŸini söyledi:

- Pek’l', buyurun! Dedi.

Önlerine düştü. Bahçeden geçtiler. Hacı Niyazi Efendi sokakta sarı aba cübbesinin cebinde pirinç bir anahtar çıkardı. Bahçe kapısını açtı, Sermet Beye,

- Bu anahtar ü de açar… dedi.

Yürüdüler, bahçe hakikaten biraz vahÅŸiydi. Bakımsızlıktan, ayak basmamış bir dere içine dönmüştü. ün arkasındaki küçük çam ormanında da vahÅŸi bir sükun vardı. Bekçi köşke girmedi. Kapıda kaldı. Sermet Bey, ev sahibiyle gezdi. Tezyinata hiç diyecek yoktu. Alt kat bütün mermerdi. Sarnıç, banyo, kuyu, kümes, ahır… Hepsi tamamdı.

- Kirası ne kadar?

- Çok istemiyorum. Yüz seksen lira. Ama üç seneliğini peşin isterim.

- Niçin?

- Bakınız beyim, niçin: Düşmanlarım, kiracısız kalsın diye peri lafı çıkarmışlar. Birisi girdi mi, herkes fisebilill’h peri propagandasına baÅŸlar. Nihayet kiracılar iÅŸittikleri yalanı, gördük sanıyorlar. Meselâ kış ortası ü başıma bırakıp savuÅŸuyorlar. Daha fenası, çıkanlar propagandacılara katılıyor. İki sene daha böyle giderse malımı ne satabileceÄŸim, ne de kiracı bulabileceÄŸim.

Sermet Bey sordu:

- V’kıa ÅŸimdiye kadar hemen hiç… Fakat giren, komÅŸuların lafına kapılır. Çok durmaz. Ürker, kaçar.

- Ben ürkmem.

- İnşallah.

- Fakat üç senelik peÅŸin, bu biraz ağır…

- Ne yapayım beyim. Canım yandı. İsterseniz…

Sermet Bey ü çok beğenmişti. Hem kirası da ucuzdu. Şimdi üç odalı kulübelerin seneliğine yüz elli lira istiyorlardı.

Hemen o gün kontratı yaptılar. Üç senelik kira olan beş yüz kırk lira peşin verilecekti. Hacı Niyazi Efendinin evinden çıktıktan sonra Sermet Bey bekçiyi çıkardı, bahşişiye bir yirmi beşlik kağıt verdi. Bekçi,

- Paranıza yazık oldu efendi dedi, üç sene değil, üç ay oturamazsınız.

- Görürsün.

- Görürüz. Hacı Efendi her girenden böyle üç seneliğini peşin alır, ama hiç birisi bir yaz kalamaz. Verdikleri para da yanar.

Sermet Bey bir hafta sonra kalabalık ailesiyle köşke taşındı. Halis bir zevk ehliydi. Her gece çalgı çaÄŸanak, yemek, içmek, keyif, sefa gırla giderdi. Daima akrabalarından kadın, erkek, dört beÅŸ misafiri bulunurdu. Sermet Bey Türkiyeli’ydi. Fakat Avrupalıların “Gündüz cefa, gece sefa” düsturunu kabul etmiÅŸti. Çocukları mektebe giderlerdi. Kızlarını büyük ticarethanelere k’tip diye yerleÅŸtirmiÅŸti. Karısı kız mekteplerinde piyano dersi verirdi. Evde çalışmayan yalnız yetmiÅŸ beÅŸlik annesiydi. O da mutfaÄŸa, hizmetçilere, filan bakardı. YemeÄŸe gece yarısına yakın yerler, yemekten sonra hiç oturmazlar, hemen yatarlardı. Aradan on beÅŸ gün geçmedi. Bir gece aÅŸağı kattan bir çığlık koptu. Hizmetçi Artemisya, avazı çıktığı kadar haykırarak yukarı koÅŸtu. Arkada, çamların arasında beyaz bir ÅŸeyin gezindiÄŸini haber verdi.

- Gözünüze öyle görünmüştür! Dediler.

Gören diÄŸer hizmetçilere de kanmadılar. Çoluk, çocuk, hepsi arka odanın balkonuna çıktılar. Artemisya’nın parmağıyla gösterdiÄŸi beyaz hayaleti gördüler. AÄŸaçların altında duruyor, sanki köşke bakıyordu. Sermet Bey gözlerini oÄŸuÅŸturdu:

- Vay anasına! dedi, telkinin kuvvetine bak!

Karısı, kızları, çocukları korkudan sapsarı kesildiler. Büyük kızı,

- Ne telkini beybaba! İşte karşımızda, görmüyor musun? Dedi.

- Görüyorum.

- Ey, o halde telkin ne demek?

- Buraya girdik gireli peri masalından başka bir şey işittik mi? Her gelen bir şey söyledi. Şimdi biz bu tesirle böyle hepimiz birden, olmayan bir şeyi görüyoruz.

- Bu mümkün değil.

- Nasıl değil/

Sermet Bey, hokkabaz Kazanöv’ün nasıl bütün bir tiyatro halkına ceplerindeki sanatı yanlış gösterdiÄŸini filan anlattı. “Gözümüz kulağımızdan giren yalanları görür dedi, fakat elimizi bu gördüğümüz ÅŸeye sürmeyiz. Hemen kaybolur”. Sonra kalktı. Karısının menetmesini filan dinlemedi. Elini görünen hayale sürmek için bahçeye fırladı. Çamlara doÄŸru gitti. Fakat hayal kaçtı. Kayboldu. O gece evin içinde Sermet Beyden baÅŸka kimse uyuyamadı.

Artık her gece bu hayali görüyorlardı. Sermet Bey, elini sürmeÄŸe çıkınca hayal kaçıyordu. Biraz alışır gibi oldular. Fakat bir gece hepsi uyurken müthiÅŸ bir sarsıntı ü yerinden oynattı. Balkonlara koÅŸtular. Bir ÅŸey göremediler. Sabahleyin yemek odasının dibinde kocaman bir taÅŸ buldular. Sermet Bey annesi, “Bizi bu köşkten çıkarmazsan sana hakkımı hel’l etmem” demeÄŸe baÅŸladı. BeÅŸ yüz kırk liraya iki ay oturmak… Bu Sermet Beyin iÅŸine gelecek ÅŸey deÄŸildi. Ama gece aşırı büyük büyük taÅŸlar ev halkına uyku uyutmuyor, hepsini heyecan içinde bırakıyordu. Sermet Bey, her defasında hayalin üzerine gidiyor, bir türlü elini süremiyordu. TaÅŸların baÅŸladığını duyan komÅŸular, “daha çıkmazsanız camlarınızı da kırar” diyorlardı. Sermet Bey kontratın, “Çıkarken bütün tamirat müstecire aittir” maddesini hatırlayarak daha ziyade canı sıkılıyor, bu cam kırma devresinin hululünden evvel bir ÅŸey yapmayı düşünüyordu. YavaÅŸ yavaÅŸ kendi itikadı da bozulmaÄŸa baÅŸladı. Nihayet çıkmaÄŸa karar verdiler. Fakat baÅŸka bir ev bulamıyorlardı. Köşke dair daha bin türlü hikayeler iÅŸitmeÄŸe baÅŸladılar. Sözde burası eskiden kabristanmış. Mutfağın olduÄŸu yerde beÅŸ yüz senelik bir evliya yatıyormuÅŸ… Sermet Bey, atılan taÅŸlara, kırılan camlara raÄŸmen hâlâ periye inanmıyordu. Bu peri daima çamlığın içine kaçıyor, orada sır oluyordu. Sermet Bey, bir gün çamlığın içine saklanıp birdenbire perinin karşısına çıkmayı, yahut arkasından yavaşça gidip elini sürüvermeyi düşündü. Evdekilerin hiçbiri buna razı olmadı: “Seni hemen oracıkta çarpar!” diyorlardı. Fakat Sermet Bey, bulanan gönlüne raÄŸmen, periye, ecinniye filan bir türlü inanmıyordu. Ertesi akÅŸam koruya gitti. Büyük bir çamın alt dallarından birine bindi. Bekledi, bekledi. Gece yarısı oldu. Köşktekiler de meraktan uyuyamıyorlardı. Zavallıların balkonlarda gezindiklerini görüyorlardı. Birdenbire yüreÄŸi hop etti. Hayal sökün etmiÅŸti.

Eliyle dokununca gölge gibi uçup silineceÄŸini katiyen bildiÄŸi halde yine Sermet Beyin dizleri titremeÄŸe baÅŸladı. İçinden, “Ben korkmuyorum, fakat vücudumun korkuyor!” dedi. Yavaşça aÅŸağı atladı. Hayalin arkasından yürüdü. Åžeklinin hatları pek sarih gözüküyordu. YaklaÅŸtığını hayalet hiç duymadı. Yavaşça elini uzattı. Beyaz cisme dokundu. Hayal birdenbire fena halde ürktü. Ama kaybolmadı. Döndü, Sermet Beyi görünce alabildiÄŸince kaçmaÄŸa baÅŸladı.

Sermet Bey, dokununca kaybolmadığı için bu hayalin peri filan olmadığını hemen anlamıştı. Peşini bırakmadı. Kovaladı. Çamlığın sonundaki alçak duvara dayalı bir tahtaya tırmanırken yakaladı. Gayet kuvvetliydi. Hayal, mukabele olmadığını anlayınca çırpınmaktan vazgeçti. Sermet Bey,

- Ben sana elâlemle alay etmesini gösteririm diye zavallı hayali sırtladı. Köşke doğru sürükledi. Bağırdı.

- Lamba getirin, suratını görelim.

- …

halkı bahçe kapısına inmişti.

- İnsanmış kerata! Ben dünyada ecinni filan yoktur, demez miyim?

Hayal bir türlü beyaz çarşafı başından bırakmak istemiyordu. Sermet Bey zorla çekti. Sakalı bıyığına karışmış Hacı Niyazi Efendiyi görünce şaşırdılar. Biçare, yüzünü göstermemek için elleriyle örtüyordu. Arkasındaki Şam kumaşından gecelik entarisi yırtılmıştı.

Sermet Bey bir kahkaha attı.

Kızlar, çocuklar, hizmetçiler alıklaştılar.

Büyük Hanım,

- Niçin ümmet - i Muhammed’i korkutup deli ediyorsun a efendi?… dedi.

Sermet Bey,

- Onun sebebini ben bilirim! Cevabını verdi.

Sonra büyük kızına hokka kalemle, yazıhanedeki kontrat kağıdını çabucak getirmesini söyledi. Hacı Niyazi Efendi donmuş gibi, sorulan şeylere hiç cevap vermiyor, hep yüzünü karanlıklara çeviriyordu. Kontrat kağıdıyla hokka kalem gelince, Sermet Bey,

- Haydi bakalım, al eline kalemi!… YüreÄŸine indirdiklerinin düşürttüğünün çocukların cezasını görmek istemiyorsan söylediÄŸimi yaz, imzayı bas! dedi.

Hacı Niyazi Efendi mihaniki bir hareketle kaleme kaptı. Sermet Bey’in kelime kelime söylediklerini tereddüt etmeden yazdı:
“Kiracım Sermet Bey’den ün altı senelik kirası olan bin seksen lirayı peÅŸinen, aldım”.

- Hah şöyle!

- …

imzasını attı. Beyaz örtüsüne bu sefer yarım bürünmüş olduğu halde, her gece sır olduğu tarafa gitti.

Sermet Bey’in iki senedir köşkte oturabildiÄŸine herkes hayrette kaldı. KomÅŸuları Hacı Niyazi Efendiye,

- Galiba senin evin ecinnileri, baÅŸka eve göç ettiler. Yeni kiracın hiç çıkacaÄŸa benzemiyor! dedikçe, evvel’ sararıyor, sonra kızarıyor, ÅŸu cevabı homurdanıyordu:

- Ne abdest, ne oruç, ne namaz, ne niyaz… Karılı, erkekli, çoluklu çocuklu hepsi akÅŸamdan sabaha kadar sarhoÅŸ! Ayol onlara ecinni deÄŸil, ÅŸeytan bile görünemez!

Ömer SEYFETTİN

Yordama

Korku Oyunları

Komik Videolar

Etiketler: , , , , , , , , , ,
EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum Yap